Bana Göre Mutlaka Okumanız Gereken Kitaplar…

Bana Göre Mutlaka Okumanız Gereken Kitaplar…

ecekitap2-2

 

Bu haberi özetleyen yazıyı her ne kadar yazmaktan sıkılsam ve sırf bu haber için 2 milyonuncu denemem falan olsa da yazacağım, inanıyorum buna 😀 … Burada şu 5N1K sorularına cevap vermem gerekse de ben o işte kötüyüm. Zaten önceki haberi de okuduysanız anlamışsınızdır. ben haber yazarken cıvıyorum biraz 😀 Neyse işte size şimdi benim okuduğum sizinde mutlaka okumanız gerektiğini düşündüğüm kitapları sıralayacağım. Bu arada kitaplarla ilgili kendi yorumum değil sadece arkalarında olan konuları yazacağım şimdi ben yorumlarsam kitabı okumanıza gerek kalmaz. Şey dermişim hadi byy 😀

 

1-SIRÇALAN
Sırçalan

“Zihninizde saklı olan sırları yok edin, çünkü onları çalabiliyorum!
Başka zihinlerde uyanabilmek bir hediye mi yoksa bir lanet mi?
Sylvia, ani uyku nöbetleri geçiren bir narkolepsi hastasıdır. Ancak işin aslı hiç de sanıldığı gibi değildir, çünkü genç kız nöbet geçirdiği anlarda başka insanların zihnine geçiş yapabilmektedir…
Bu özelliği onu bir gün cani bir katilin zihnine sürüklediğinde ise Sylvia için hayat tam bir kâbusa dönüşür. Artık kurtarması gereken insanlar, önlemesi gereken cinayetler vardır. Bir de koruması gereken kız kardeşi…
Gizli kapaklı olaylar, yalanlar ve büyük bir tehlike arasında sıkışıp kalan Sylvia, tüm bu karmaşayla mücadele ederken hiç beklemediği bir gerçekle yüzleşir. Bu gerçeğin ucunda büyük bir sır vardır, Sylvia’nın hayatını değiştirecek ve onu yıkacak kadar büyük bir sır…”

 

2-KÜLKEDİSİ UYURKEN

Külkedisi
İsveç’te yağmurlu bir yaz gününde küçük bir kız kalabalık bir trenden kaçırılır. Yüzlerce olası görgü tanığına rağmen kızın kaçırıldığı anı gören olmamıştır. Küçük kızın bir önceki istasyonda unutulan annesi hemen tren personeline ulaşarak onları uyarır. Ancak tren Stockholm İstasyonu’na vardığında kız hiçbir yerde yoktur.

Stockholm Polis Teşkilatı müfettişlerinden Dedektif Alex Recht, olayın anne ve baba arasındaki sıradan bir velayet kavgası olduğunu düşünür. Ama delillerin hiçbiri bu fikri destekler nitelikte değildir. Genç soruşturma analisti Fredrika Bergman’a göre olay amirinin düşündüğünden çok daha karmaşıktır.

Kayıp çocuk kaçırıldığı yerden uzakta, İsveç’in kuzey kentlerinden birinde ölü bulunduğunda ise polisin ezberindeki tüm kurallar altüst olacaktır. Soruşturma sırasında açığa çıkan tüyler ürpertici sırlar Alex Recht ve ekibini çok farklı yerlere götürür.

Alex ve Fredrika, artık korkunç bir planla hareket eden hasta ruhlu bir katilin peşinde olduklarını anlamışlardır. Onu bulmaları ise ancak farklılıklarını bir kenara bırakarak birlikte çalışmalarına bağlıdır. Zamanları kısıtlıdır. Katil başka masum çocukları da acımasız planına kurban etmeden önce onu durdurmak zorundadırlar.

 

3-M TRENİ

M Treni

“Oğlan büyüdü, baba öldü, kız benden uzun, kötü bir rüyadan dolayı ağlıyor. Lütfen sonsuza dek kalın, diyorum tanıdığım şeylere. Gitmeyin. Büyümeyin.”

Çoluk Çocuk ile bizi fena halde hazırlıksız yakalayan Patti Smith, “hayatımın yol haritası” olarak tanımladığı M Treni’nde zihninin derinliklerine doğru bir tren yolculuğuna çıkıyor.

Patti Smith anılarını, hayal dünyasını, bir bardak koyu kahveden ya da bir Murakami satırından aldığı hazzı bir araya toplayıp kelimelerle tutturuyor. “Kaybedip bir daha bulamadıkları”nın yerini yine kelimelerle dolduruyor. “O gamsız balona, dünyaya inanıyorum” diyen koca ruhlu bir sanatçının hayata yazdığı bir aşk notu M Treni.


4-OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR

OGULRENCIDEkap2conv.indd
“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.
Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum.
Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kâr. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minübüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerekecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı.”
Alper Canıgüz, Tatlı Rüyalar’dan bilinen sürükleyici diliyle, 5 yaşındaki bir çocuğun içine düştüğü bir hikayeyi anlatıyor. Yaşının avantajıyla her yere girip çıkan, hem filozof, hem fırlama bir oğlan… Hikayeyi ve “karakteri” çevreleyen semt hayatı ve mahalle atmosferi de, bizzat karakter kazanıyor, anlatıda…
Polisiye, fantastik ve mizahi edebiyatın tadlarını ustaca kaynaştıran, olağanüstü özgün, çok iddialı bir kitap.

 

5-BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT

1984
Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (…) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

 

6-HAYVAN ÇİFTLİĞİ

hayvan-ciftligi
Hayvan Çiftliği’nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.

Altbaşlığı Bir Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.

 

7-KÜRK MANTOLU MADONNA

Kürk Mnatolu Madonna

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

 

8-EROİNLE DANS

eroinle-dans

Piraye romaninin yazarindan hüzünlü ve bir o kadar da düsündürücü bir kitap “Çok sasiracaksin ama… Sana olan tutsakligim buraya kadar Eroin! Vedalasmamizin zamani geldi.Her sey ne güzel baslamisti oysa… Yepyeni ufuklar açmistin önüme. Bulutlarin üzerine çikarip özgür birakmistin beni.Bambaska bir özgürlüktü bu; çevremdekilerden farkli kilan, siki sikiya baglanmaya deger, çekici, vazgeçilmesi güç bir büyü… Asil tutuldugum da buydu galiba.Eros, dedim sana! Ask tanrim oldun benim. Mutluydum kollarinda… Beni dansa kaldirdiginda, geri çeviremedim; tam tersine havalara uçtum sevincimden… Ayaklarimizin uyumu harikaydi. Bana birakmistin kendini, istedigim gibi yönetebiliyordum seni. Hep böyle sürecek sandim…””…Tüm sorumlulugu sana yüklemek haksizlik olur.Nereye sürüklendigim belliydi, gene de kostum pesinden. Canimdaki cani çekip alman da ders olmadi bana. Senden kaçarken, sana sigindim.Yaptigimizin ölüm dansi oldugunu bile bile, kollarindaki sarhoslugumu sürdürdügüm için, ben de en az senin kadar suçlu degil miyim?Ama bitti artik… Ölüm dansi tek kisiliktir! Bundan sonrasinda bana eslik edemeyeceksin. Ölümüm senin elinden olmayacak Eroin!Bu zevki tattirmayacagim sana…” Eroinle ölümüne dans!Bitti, deseniz de bir yerlerde sürüyor hala.Degisen, yalnizca dans edenler…

 

9-ŞEKER PORTAKALI

Şeker Portakalı
Ailesinden baskı gören ve bu yüzden aradığı değerleri başkasında bulan bir çocuğun,ilk başta korkması ve sonra da onu babası olarak görmesi. Normalde yorum yazmayacaktım ama dayanamayacağım. Bu kitapı özetlemek çok zor benim sınav sorumdu ve ben tam 3,5 sayfa özet yazmıştım. Yasaklanmış olması hala kalbimde derin bir yara. Mutlaka okuyun arkadaşlar

 

10-KÜÇÜK PRENS

kucuk-prens
Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

 

11-YABANCILAŞMAK

Yabancılaşmak
Karl Marx anlatılamaz arkadaşlar. Eğer felsefeyi seviyor,beyninizin yanmayacağına inanıyor ve aynı kitabı 3-4 kere okurum sıkıntı yok diyorsanız mutlaka mutlaka ama mutlaka okuyun. nNeden 3-4 kere diye sorarsanız da o kadar okumaya anca anlıyorsunuz kitabın ne anlattığını 😀

 

12-NİETZSCHE AĞLADIĞINDA

Nitche Ağladığında
Nietzsche Ağladığında, geçmişte yaşamış ünlü kişilerin de yer aldığı ve bu ünlü kişilerin bilimsel ve felsefi düşüncelerini Nietzsche’nin hayat görüşleriyle kurgulayan felsefik bir romandır

 

13-DÖNÜŞÜM

Dönüşüm
Franz Kafka’nın 1915’te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir.

Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal’in açıklamasında bulur: “Gregor Samsa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat ‘başkalaşım’dır O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur.”

Bu açıklama, Kafka’nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür: “Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var… Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay.”

 

14-BÖYLE SÖYLEDİ ZERDÜŞT

friedrich nietzsche böyle söyledi zerdüşt
Otuz yaşındayken yurdunu ve yurdunun gölünü ardına bırakarak dağa çekildi Zerdüşt. Dağda on yıl zaman zarfında, bıkmadan, usanmadan hep ruhunu dinledi… Ve sonunda içinde, gönlünün derinliklerinde bir değişiklik duyumsadı. Günlerden birgün yıldız, aydınlatacak bir şeyin kalmasyadı yazgın ne olurdu? On yıl varki buruya mağarama çıkıyorsun. Eğer, ben, kartalım ve yılanım olmasaydık, ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık ve bunun için seni kutsadık.
Bak! Ben, fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım. İnsanlar arasında, akıllılar deliliklerine; fakirlerde zenginliklerine kavuştuğu o derin sevinci tekrar yaşatmak için armağanlarımı paylaştırmak istiyorum. Bunun için aşağılara inmeliyim. Nasıl ki sen, cömert yıldız, akşamları denizin arkasına iniyor ve arkadaki dünyaya ışık götürüyorsan, ben de senin gibi, inmek istediğim insanların arasına girmek istiyorum.
Ey, en büyük mutluluğu bile kıskanmadan görebilen tek göz, beni kutsa!… Taşmak isteyen kadehi kutsa ki içinden su, altın gibi aksın ve mutluluğun parıltılarını her tarafa saçsın.
“Bak, bu kadeh yine boşalmak, Zerdüşt yine insan olmak istiyor.” Zerdüşt’ün on yıl sonra insanların arasına karışma isteği ve dağdan inişi böyle başladı.

 

 

YORUM YOK

Cevap Yazın