Çarşamba, Mayıs 24, 2017
Güncel
Güncel Haberler

Gençlerin Kendi Objektifinden;”Mültecilerin Türkiye’deki Yaşamları” Fotoğraf Sergisi 18-20 Haziran tarihlerinde Çağdaş Sanatlar Merkezinde sergilenecek. Detaylar ve saat için yine haberin tamamını okumak zorundasınız. (Bunu yapmayı çok seviyorum yaşasın kötülük :D)

13466294_1199206700114046_4582179213093962974_n

Gençlerin Kendi Objektifinden;”Mültecilerin Türkiye’deki Yaşamları” Fotoğraf Sergisi, Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Ofisi ortaklığıyla yürütülen Genç Mültecileri Destekleme Projesi kapsamında gerçekleştirilen sergide fotoğrafların tümü proje gönüllüsü 18-30 yaş arası Hatay’da yaşayan gençler ile gerçekleştirilen fotoses yöntemiyle 2015-2016 yılında çekilmiştir. Çekilen fotoğrafların hikayeleri de gençlere aittir.

13494858_1199206490114067_6928877441258684334_n
TOG ve UNFPA ortaklığıyla yürütülen Genç Mültecileri Destekleme Projesi kapsamında 20 Haziran 2016 Pazartesi günü Ankara’da bir sergi açılışı ve 20 şehirde barış etkinlikleriyle “Dünya Mülteciler Gününü” kutlayacak

13428379_1199206543447395_76699302070449969_n

Dünya Mülteciler Gününde Barış Zamanı:

Kalıcı barışı sağlamak için beraber çaba sarf etmenin gerekliliğini anlatmak isteyen TOG, Barış Zamanı Eğitsel Kutu Oyunu aracılığıyla gençler ve çocuklarla 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde de barışı konuşuyor. Barış Zamanı Eğitsel Kutu Oyunu bilinen birçok oyunun aksine, oyuncuların birbirlerine karşı değil, oyuna karşı dayanışarak kazanmaları üzerine inşa edilmiş bir oyundur.

Türkiye’nin barış temalı ilk eğitsel kutu oyunu olan Barış Zamanı, Toplum Gönüllüsü gençlerin öncülüğünde, 2012 yılından bugüne kadar 20 binden fazla kişi ile oynandı. 2015 yılından itibaren UNFPA ve TOG ortaklığıyla yürütülen Genç Mültecileri Destekleme Projesi kapsamında Arapça’ya da çevrilen oyun, mülteci çocuklar ve gençlerle de barış konuşmaya alan açan önemli bir araç haline geldi.

20 Haziran’da 20 şehirde gençler, Barış Zamanı Eğitsel Kutu Oyununu parklarda, bahçelerde, evlerde, sokaklarda, okullarda, iş yerlerinde oynatarak “barış”ı konuşmaya devam edecek.

13445432_1199206593447390_5975135050447743222_n

“MÜLTECİLERİN TÜRKİYE’DEKİ YAŞAMLARI FOTOĞRAF SERGİSİ” AÇILIŞI
Tarih: 20 Haziran 2016 Pazartesi
Yer: Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi- Ankara
Saat: 14.00

NOT: Bu haberi yapmak için sabah 13.00’da sergiye gittim. Sergiyi kuranlar ve benden başka kimse yoktu. Fotoğraflar gerçekten çok etkileyici ve güzel. Kesinlikle gitmeli ve görmelisiniz. Ayrıca serginin başında duran görevliler de gerçekten çok sıcak kanlı ve şeker insanlar uğramışken kesinlikle sohbet edin neyse şey dermişim hadi byy 😀

13450079_1199206626780720_7524958223359347500_n

Almanya’nın “Türkiye Ermeni Soykırımı Yaptı” iddiası üzerine herkesin bir yerlerden duyduğu ama ne olduğunu bilmediği bir olay var: HOLOKOST. Yaklaşık iki yıldır bu konu üzerine çalışıyorum, yurt içi ve yurt dışında eğitimler aldım, konuyla ilgi uzmanlık sertifakaları aldım ama buralarda öğrendiğim şeyleri sunum yapmama çoğunlukla izin vermediler -olayın bizimle alakası bile yoktu ama neyse… Almanya’nın bu soykırım iddialarından sonra sunum yapmama izin vermeyen herkes beni tek tek arayıp “Ececim holokost nedir gel bize bir anlat” “Ayy canım o zaman koşullar uygun değildi gel bize bir sunum yap” diye aramaya başladılar ama ben onlara artık biraz zor sunum yaparım…. Sadece onlar değil güzel milletimiz de konuyu merak edip araştırmaya başladı ama tabi okudukları yeterli gelmedi -zaten internette çok az ve saçma bilgiler var- bu yüzden ben de  “madem herkes bu kadar merak ediyor bir haber yapayım da herkes bir öğrensin holokostu” dedim… Yazı baya bir uzun olacak sıkılırsanız bırakabilirsiniz ama ortamlarda havam olsun, insanlardan daha fazla şey bilip kültürlü izlenimi vereyim diyorsanız tamamını okuyun derim. İyi okumalar tatlışlar :*

 

Hitlerin İktidara Gelişi:

1930’ların başlarında, Almanya’da tatsız bir hava hüküm sürüyordu. Dünya çapındaki ekonomik buhran ülkeyi özellikle sert bir şekilde vurmuş ve milyonlarca insan işsiz kalmıştı. Almanya’nın 15 yıl önce I. Dünya Savaşı’nda aldığı onur kırıcı yenilgi hafızalarda hâlâ tazeydi ve Almanlar Weimar Cumhuriyeti olarak bilinen zayıf hükümetlerine güven duymuyordu. Bu şartlar, yeni bir liderin, Adolf Hitler’in ve partisi Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (kısa adıyla Nazi Partisi) yükselişi için fırsat sağlamıştı.

Hitler, değişimi sabırsızlıkla bekleyen, geniş bir Alman kitlesini cezbeden, güçlü ve son derece iyi bir hatipti. İnancını kaybetmiş insanlara daha iyi bir hayat, yeni ve muzaffer bir Almanya vaat ediyordu. Naziler özellikle işsizleri, gençleri ve alt orta sınıf mensuplarını (küçük dükkân sahipleri, ofis çalışanları, zanaatkârlar ve çiftçiler) hedefliyordu.

Partinin iktidara yükselişi hızlı oldu. Ekonomik buhran vurmadan önce hemen hemen hiç bilinmeyen Naziler, 1924 seçimlerinde Reichstag’ın (Alman parlamentosu) yalnızca yüzde 3’ünü almıştı. 1932 seçimlerinde ise Naziler tüm diğer partileri geçerek, oyların yüzde 33’ünü aldı. Ocak 1933’te Hitler şansölye, yani Alman hükümetinin başı olarak atandı ve pek çok Alman, uluslarını kurtaracak kişinin bulunduğuna inandı.

Adolf Hitler Ocak 1933’te Almanya şansölyesi olduktan sonra, Almanya’yı tek parti diktatörlüğüne dönüştürmede ve Nazi politikalarını uygulatmak için gereken polis gücünü organize etmede hızlı davrandı. Kabinesini olağanüstü hâl ilan etmeye ikna ederek, basın, konuşma ve toplanma özgürlükleri de dâhil, bireysel özgürlükleri kaldırdı. Kişiler dokunulmazlık haklarını kaybettiler. Bu da yetkililerin kişilerin mektuplarını okuyabilmesi, telefon konuşmalarını dinleyebilmesi ve herhangi bir yetki belgesi olmadan şahısların evlerinde arama yapabilmesi anlamına geliyordu.

SA ve SS de dâhil, birçok farklı grup Almanya’nın her yerinde boş ambarlarda, fabrikalarda ve diğer yerlerde yüzlerce geçici “kamp” kurarak, siyasi muhalifleri mahkemeye çıkarmadan ve zalimce koşullar altında buralarda tuttu. Bu kamplardan biri, 20 Mart 1933’te Dachau’da, I. Dünya Savaşı’nda kullanılmış ve daha sonra terk edilmiş bir mühimmat fabrikasında kuruldu. Güneybatı Almanya’da Münih yakınlarında olan Dachau, büyük bir SS kampı sistemi için “örnek” toplama kampı oldu.

İktidara Gelişi

 

Nazi Irkçılığı

Adolf Hitler, Almanya şansölyesi olmasından yıllar önce ırkla ilgili fikirleri saplantı hâline getirmişti. Konuşmalarında ve yazılarında, ırksal “saflık” ve Ari “üstün ırkı” olarak adlandırdığı “Alman ırkının” üstünlüğü ile ilgili inançlarını yayıyordu. Irkının bir gün dünyayı ele geçirebilmesi için saf kalması gerektiğini dile getiriyordu. Hitler için ideal “Ari”, sarışın, mavi gözlü ve uzun boyluydu.

Hitler ve Naziler iktidara geldiğinde, bu inançlar devlet ideolojisi hâline gelerek, kamuya açık yerlere asılan afişlerle, radyoyla, filmlerle, sınıflarla ve gazetelerle yayıldı. “İkinci sınıf” kabul edilen insanların çoğalmasını sınırlayarak, insan ırkının iyileştirilebileceğine inanan Alman bilim adamlarının desteğiyle, Naziler bu ideolojilerini uygulamaya koymaya başladı. 1933’ten itibaren Alman doktorların zorla kısırlaştırmasına, yani kurbanların çocuk sahibi olmasını imkânsız hâle getiren ameliyatlar yapmasına izin verildi. Bu genel programın hedefleri arasında, sayıları Almanya’da yaklaşık 30.000 civarında bir etnik azınlık olan Romanlar (Çingeneler), akıl hastaları ile sağır ve kör olarak doğmuş kişilerin de aralarında bulunduğu engelliler de vardı. Ayrıca 500 civarındaki Afrikalı-Alman çocuk da bu kurbanlar arasındaydı. Bunlar Alman anneler ile I. Dünya Savaşı’ndan sonra Alman Renanya bölgesini işgal eden Müttefik ordularındaki Afrika koloni askerlerinden olan çocuklardı.

Hitler ve diğer Nazi liderleri, Yahudileri dinî bir grup olarak değil, diğer ırklar “üzerinden geçinen” ve onları zayıflatan zehirli bir “ırk” olarak görüyordu. Hitler iktidara geldikten sonra, Nazi öğretmenler okullarda ırk biliminin “ilkelerini” uygulamaya başladı. Öğrencilerin gerçek “Ari ırkı”ndan olup olmadıklarını belirlemek için öğrencilerinin kafatası ve burun uzunluğunu ölçüp, saç ve göz renklerini kaydediyorlardı. Bu işlemler sırasında Yahudi ve Roman (Çingene) öğrenciler sık sık aşağılanıyordu


Nazi Irkçılığı

 

Nihai Çözüm

“Nihaî Çözüm”ün, yani Yahudileri yok etme yolundaki Nazi planının kaynağı belirsizdir. Gerçek olan ise, Yahudi soykırımının Adolf Hitler yönetimindeki 10 yıllık Nazi siyasetinin zirvesi olmasıdır. “Nihaî Çözüm” aşama aşama uygulanmıştı. Nazi partisi iktidara geldikten sonra, devlet destekli ırkçılık, Yahudi karşıtı yasalarla, boykotlarla, “Arileştirme” hareketiyle ve son olarak da Yahudileri Alman toplumundan çıkarmayı hedeflemiş “Kristal Gece” pogromu ile sonuçlandı. II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra, Yahudi karşıtı siyaset Avrupa Yahudilerinin kamplarda toplanması ve sonuçta da yok edilmesi şeklinde kapsamlı bir plana dönüştü.

Naziler işgal ettikleri Polonya’da gettolar kurdular. Polonyalı ve Batı Avrupalı Yahudiler bu gettolara gönderildiler. 1941’de Almanların Sovyetler Birliği’ni işgali sırasında, mobilize katliam birlikleri (Einsatzgruppen) tüm Yahudi cemaatlerini öldürmeye başladı. Kullanılan başlıca katliam yöntemleri—silahla vurmak ya da gaz kamyonlarında öldürmek—kısa süre içinde “yetersiz” olarak görüldü ve katliamları gerçekleştirenler üzerinde psikolojik bir yük olarak değerlendirildi.

1942 Ocak ayındaki Wannsee Konferansı’ndan sonra, Naziler Yahudileri sistemli bir şekilde tüm Avrupa’dan eski Polonya bölgesindeki altı imha kampına göndermeye başladı: Chelmno , Belzec, Sobibor, Treblinka, Auschwitz-Birkenau ve Majdanek. İmha kampları, soykırımın gerçekleştirilmesi için tasarlanmış ölüm merkezleriydi. Yaklaşık üç milyon Yahudi, imha kamplarında gaz verilerek öldürüldü.

Tamamı göz önüne alındığında, “Nihaî Çözüm” yaklaşık altı milyon Yahudinin, yani Avrupa Yahudilerinin toplam üçte ikisinin gazla öldürülmesini, vurulmasını, gelişigüzel terör hareketlerine, hastalığa ve açlığa maruz bırakılmasını kapsıyordu.

Antisemitism Germany 2

 

Kristal Gece

9 Kasım 1938 gecesi, tüm Reich’ta Yahudilere karşı bir şiddet hareketi başladı. Paris’te bir Alman yetkilisinin Yahudi bir genç tarafından öldürülmesi sonucu Almanların öfkesiyle planlanmadan ortaya çıkmış gibi görünüyordu. Aslında, Alman propaganda bakanı Joseph Goebbels ve diğer Naziler pogromları özenle organize etmişti. İki gün içinde, polis ve itfaiye öylece durup seyrederken, 250’nin üzerinde sinagog yakıldı, 7.000’den fazla Yahudi işletmesi yıkıldı ve yağmalandı, onlarca Yahudi öldürüldü, Yahudi mezarlıkları, hastaneleri, okulları ve evleri yağmalandı. Mağaza vitrinlerinin kırılan ve sokaklara yayılan camlarından dolayı, bu pogromlar Kristallnacht “Kristal Gece” adıyla bilindi.

Pogromlardan sonraki sabah, 30.000 Alman Yahudisi erkek, Yahudi olmak “suçundan” tutuklanarak, yüzlercesinin daha sonra ortadan kaybolduğu toplama kamplarına gönderildi. Bazı Yahudi kadınlar da tutuklanarak yerel hapishanelere gönderildi. Yahudilerin sahip olduğu işletmelerin, Yahudi olmayanlar tarafından idare edilmediği takdirde tekrar açılmasına izin verilmedi. Yahudilerin evlerinden dışarıya çıkabilecekleri saatleri sınırlandıran sokağa çıkma yasakları kondu.

“Kristal Gece”den sonra, hayat Alman ve Avusturya Yahudisi çocuklar ve gençler için çok daha zor hale gelmişti. Zaten müzelere, kamuya açık oyun sahalarına ve yüzme havuzlarına girişleri yasakken, şimdi devlet okullarına gitmeleri de yasaklanmıştı. Yahudi gençler, anne ve babaları gibi Almanya’da toplumdan tamamen soyutlanmışlardı. Birçok Yahudi yetişkin çaresizlik içinde intihar etti. Pek çok aile ümitsizce oradan ayrılmaya çabalıyordu.

KRIS 2

 

Holokost’tan Önce Yahudilerin Avrupa’da Hayatı

Naziler 1933’te Almanya’da iktidara geldiğinde Yahudiler Avrupa’nın her ülkesinde yaşıyordu. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından işgal edilen ülkelerde toplamda yaklaşık dokuz milyon Yahudi yaşıyordu. Savaş sonunda her üç Yahudi’den ikisi ölecek ve Avrupa’daki Yahudi hayatı kalıcı bir biçimde değişecekti.

1933’te en büyük Yahudi nüfusu Polonya, Sovyetler Birliği, Macaristan ve Romanya’da olmak üzere, Doğru Avrupa’da yoğunlaşmıştı. Doğu Avrupa’daki Yahudilerin birçoğu büyük oranda Yahudi şehirlerinde ya da shtetl adı verilen köylerde yaşıyordu. Doğu Avrupa Yahudileri, çoğunluğun kültürünün içinde azınlık olarak ayrı bir hayat sürüyordu. Kendi dillerini, Almanca ve İbranice unsurlar içeren Yiddiş dilini konuşuyorlardı. Yiddiş kitaplar okuyor, bu dildeki tiyatroları, filmleri izliyorlardı. Daha büyük şehirlerde genç Yahudi nüfusu modern yaşam ve giyim biçimini benimsemeye başladıysa da, yaşlı olanlar çoğu zaman geleneksel kıyafetler giyiyor, erkekler şapka veya takke takıyor, kadınlar da saçlarını peruk veya başörtüsüyle kapatıyordu


Yahudiler çiftçi, terzi, fabrika işçisi, muhasebeci, doktor, öğretmen ve küçük işletme sahibi olarak, hayatın her alanında görülüyordu. Bazı aileler zengin, çoğu ise fakirdi. Birçok çocuk zanaat ya da ticaretle uğraşmak için okulu erken bırakıyor, diğerleri ise eğitimlerini üniversite düzeyinde devam ettirmek istiyordu. Tüm farklılıklara rağmen, hepsinin ortak bir özelliği vardı: Nazilerin 1930’larda Almanya’da iktidara yükselişiyle, hepsi de potansiyel kurban hâline geldi ve hayatları sonsuza dek değişti

Holokosttan önce

Evian Konferansı

1933–1941 yılları arasında Naziler, Yahudiler için hayatı son derece zorlaştırıp ülkeyi terk etmelerini sağlayarak, Almanya’yı judenrein (Yahudilerden arındırılmış) hâle getirmeyi hedefliyordu. 1938’e kadar yaklaşık 150.000 Alman Yahudisi (Yahudilerin dörtte biri) çoktan ülkeden kaçmıştı. Ancak, Almanya Mart 1938’de Avusturya’yı ilhak edince 185.000 Yahudi daha Nazi idaresi altına girdi. Birçok Yahudi kendilerini kabul etmek isteyen ülke bulamıyordu.

Birçok Alman ve Avusturya Yahudisi Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmeye çalıştı, ancak giriş için gerekli vizeyi alamadı. Kasım 1938’deki şiddetli pogromlarla ilgili haberler geniş kapsamlı bir şekilde duyuruluyor olsa da, Amerikalılar Yahudi mültecileri kabul etme konusunda isteksiz kaldı. Birçok Amerikalı, tam da Büyük Buhran’ın ortasında, mültecilerin iş ararken kendilerine rakip olacağına ve ihtiyaç sahiplerine yardım için yürütülen sosyal programlar üzerinde aşırı bir yük oluşturacağına inanıyordu.

Kongre 1924’te göçmen sayısını sınırlandıran ve ırk ya da etnik olarak istenmeyen gruplara karşı ayrımcılık güden göçmen kotaları getirmişti. Bu kotalar, Başkan Franklin D. Roosevelt’in tırmanan siyasi baskıyla mülteci sorununu çözmek için uluslararası bir konferans düzenlenmesi talebinde bulunmasından sonra dahi değişmeden kaldı.

1938 yazında, otuz iki ülkenin delegesi Fransa’nın Evian beldesinde bir araya geldi. Roosevelt, Evian’daki konferansa ABD’yi temsil etmek üzere dışişleri bakanı gibi yüksek düzeyde bir yetkiliyi değil, bir işadamı ve kendisinin de yakın arkadaşı olan Myron C. Taylor’ı göndermeyi tercih etmişti. Dokuz gün boyunca süren toplantıda, delegeler birbiri ardından söz alarak, mültecilerin acısını paylaştıklarını dile getirdi. Ancak ABD ve İngiltere de dâhil çoğu ülke, daha fazla mülteci alamayacağını gösteren bahaneler öne sürdü.

Evian’a yanıt olarak Alman hükümeti de, yabancı ülkelerin Almanları Yahudilere karşı tavrından dolayı eleştirmesine karşın, hiçbirinin “fırsat sunulduğunda” kapılarını açmak istememesinin ne kadar “hayret verici” bulduğunu büyük bir hoşnutlukla dile getirdi.

Bazı Amerikalıların çocukları kurtarma çabası dahi başarısız oldu: Tehlike altındaki 20.000 Yahudi mülteci çocuğun kabulüne yönelik Wagner-Rogers yasa tasarısı 1939 ve 1940’ta Senato’da destek bulmadı. ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Yahudi karşıtı tutumları da dâhil, Amerikalılar arasındaki yaygın ırkçı önyargılar, daha fazla mültecinin kabul edilmemesinde rol oynadı.

1389.10 Holocaust A

Gettolarda Hayat

Gettolarda hayat genellikle dayanılmazdı. Aşırı kalabalık olması olağandı. Tek dairede birkaç aile birden yaşayabiliyordu. Sıhhî tesisat çökmüştü. Dışkılar çöplerle birlikte sokaklara atılıyordu. Bu tür sıkışık ve sağlıksız konutlarda bulaşıcı hastalıklar da hızla yayılıyordu. İnsanlar her zaman açtı. Almanlar sakinlerin sadece çok az bir miktar ekmek, patates ve yağ satın almasına izin vererek, onları kasıtlı olarak açlıktan öldürmeye çalışıyordu. Gettoda yaşayanlardan bazılarının içeri kaçak yiyecek sokmak için harcayabileceği parası ya da değerli eşyası vardı, diğerleri ise hayatta kalmak için dilenmek ya da çalmak zorundaydı. Uzun kış ayları boyunca ısınma yakıtı çok az bulunuyordu ve çoğu insan yeterli giyeceğe sahip değildi. Açlıktan ve soğuğa maruz bırakılmaktan güçsüzleşmiş insanlar kolayca hastalıklara kurban gidiyordu. Gettolarda hastalıktan, açlıktan ya da soğuktan on binlerce insan ölüyordu. Bazıları ümitsiz hayatlarından kurtulabilmek için intihar ediyordu.

Her gün çocuklar yetim kalıyordu ve hatta pek çok çocuk kendisinden daha küçük yaştaki çocuklara bakmak zorundaydı. Yetimler çoğunlukla ellerinde zaten paylaşacak çok az şeyi olan ya da hiçbir şeyi olmayan insanlardan bir parça ekmek dilenerek sokaklarda yaşıyordu. Pek çoğu kışın soğuktan donarak ölüyordu.

Çocuklar hayatta kalmak için uyanık olmak ve bir işe yaramak zorundaydılar. Varşova gettosundaki küçük çocuklar bazen getto duvarındaki dar aralıklardan emekleyerek geçerek, ailelerine ve arkadaşlarına yiyecek çalmada yardımcı oluyordu. Bunu büyük bir risk alarak yapıyorlardı. Çünkü yakalanan kaçakçılar şiddetle cezalandırılıyordu.

Birçok genç, gettolarda yetişkinler tarafından düzenlenen derslere katılarak eğitimine devam etmeye çalışıyordu. Bu tür dersler Nazilere karşı gelerek, gizli olarak yapıldığından, öğrenciler yakalanmamak için gerektiğinde kitaplarını giysilerinin içine saklamayı öğrenmişti.

Etraflarındaki acı ve ölüme rağmen, çocuklar oyuncaklarla oynamaya son vermedi. Kimi çok sevdiği bebeğini, kimiyse kamyonunu gettoya getirmişti. Bulabildikleri her türlü bez ve tahta parçasıyla çocuklar kendileri de oyuncaklar yapıyordu. Lodz gettosunda, çocuklar boş sigara kutularının üstlerinden iskambil kâğıtları yapmışlardı.


Gettolarda Hayat

Mobilize Katliam Birlikleri

Mobilize katliam birlikleri hızlı hareket ediyor, Yahudi nüfusunu gafil avlıyordu. Katliamcılar bir kasabaya ya da şehre girdiğinde tüm Yahudi erkekleri, kadınları ve çocukları topluyordu. Ayrıca pek çok Komünist parti liderini ve Romanı (Çingeneyi) de götürüyorlardı. Kurbanların değerli eşyaları zorla alınıyor ve elbiseleri çıkartılıyordu. Bunlar daha sonra Almanya’ya kullanılmak üzere gönderiliyor ya da yerel işbirlikçilere dağıtılıyordu. Ardından katliam birlikleri kurbanlarını işgal edilen kasaba ya da şehrin eteklerindeki açık alanlara, ormanlara ve dağ geçitlerine sürüyor, buralarda vurarak öldürüyor ya da kapalı gaz kamyonlarında gazla öldürüyor ve cesetleri toplu mezarlara gömüyordu.

Mobilize Katliam

Ölüm Merkezleri

Erkekler, kadın ve çocuklardan ayrılıyordu. Genellikle SS doktoru olan bir Nazi, insanlara tek tek hızlı bir şekilde bakarak, zorunlu iş gücü olarak çalıştırılacak kadar sağlıklı ve güçlü olup olmadığını belirliyordu. Sonra bu SS subayı sola ya da sağa doğru işaret ediyor, kurbanlar ise ölmek ya da yaşamak üzere seçildiklerini bilmiyorlardı. Bebekler ve küçük çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar, özürlüler ve hasta olanların bu ilk seçimden kurtulma şansı pek yoktu. Ölmek üzere seçilenler gaz odalarına gönderiliyorlardı. Panik yaşanmaması için kamp muhafızları kurbanlara bitlerden arınmak üzere duş alacaklarını söylüyordu. Muhafızlar herkesin değerli eşyalarını vermesini ve elbiselerini çıkarmasını emrediyordu. Sonra çıplak olarak “duşlar”a götürülüyorlardı. Bir muhafız çelik kapıyı kapatıp kilitliyordu. Bazı ölüm merkezlerine, odaya karbon monoksit veriliyordu. Diğerlerinde ise kamp muhafızları havalandırma boşluğuna “Ziklon B” topakları atıyordu. Ziklon B, fareleri ve haşereleri öldürmekte de kullanılan, yüksek derecede zehirli bir böcek ilacıydı. Genellikle gaz odalarına girdikten birkaç dakika sonra içerideki herkes, oksijen yetersizliğinden ölüyordu. Cesetler, mahkûmlara gözetim altında yakındaki bir odaya taşıttırılıyor, burada saçları, altın dişleri ve dolguları alınıyordu. Cesetler krematoryumdaki fırınlarda yakılıyor ya da toplu mezarlara gömülüyordu.

Ölüm Merkezleri

 

Ölüm Yürüyüşleri

Savaşın sonuna doğru Almanya’nın askerî gücü çökerken, Müttefik orduları Nazi toplama kamplarını kuşatıyordu. Sovyetler doğudan, İngiliz, Fransız ve Amerikalılar batıdan yaklaşıyordu. Almanlar çılgın bir şekilde cepheye yakın yerlerdeki kamplardan mahkûmları çıkarıyor ve çalıştırmak üzere Almanya içlerindeki kamplara götürüyorlardı. Mahkûmlar önce trenle, ardından “ölüm yürüyüşleri” adıyla bilinen yöntemle yaya olarak götürüldüler.

Mahkûmlar şiddetli soğukta, az yiyecekle ya da yiyecek ve su olmadan, dinlenmeden, zorla uzun mesafelere yürütüldü. Geride kalanlar vurularak öldürüldü. En büyük ölüm yürüyüşleri Sovyet ordusunun Polonya’yı özgürlüğüne kavuşturmaya başladığı dönemde, 1944–1945 kışında olmuştu. Sovyetlerin Auschwitz’e varmasından dokuz gün önce, Almanlar on binlere mahkûmu kamptan çıkararak, elli kilometre kadar uzakta bir şehir olan Wodzislaw’a doğru yürüyüşe geçirdiler, buradan yük trenleriyle başka kamplara götürdüler. Mahkûmların dörtte biri yolda öldü.

Naziler çoğu zaman kalabalık mahkûm gruplarını yürüyüşten önce, yürüyüş sırasında veya yürüyüşten sonra öldürüyorlardı. Bir yürüyüş sırasında, 6.000’i kadın, 7.000 Yahudi mahkum, kuzeyde Baltık Denizi ile sınırlanan Danzig bölgesinde bulunan kamplardan çıkarıldı. On gün süren yürüyüşte 700’ü öldürüldü. Deniz kıyısında biten yürüyüş sonunda sağ kalanlar ise denize sürülerek vuruldu.

 

Death Marches

 

Hayatta Kalanlar

Hayatta kalanlar için, Holokost’tan önceki hayatlarına geri dönmek imkânsızdı. Artık Yahudi cemaatleri Avrupa’nın çoğu yerinde kalmamıştı. İnsanlar kamplardan ya da gizlendikleri yerlerden evlerine dönmeye çalıştıklarında, çoğunlukla evlerinin yağmalandığını ya da başkaları tarafından alındığını görüyordu.

Aynı zamanda eve dönüş de tehlikeliydi. Savaştan sonra Polonya’daki birkaç şehirde Yahudi karşıtı isyanlar çıktı. En büyük Yahudi karşıtı pogrom, Temmuz 1946’da güneydoğu Polonya’daki Kielce’de meydana geldi. 150 Yahudi şehre döndüğünde, orada yaşayanlar yüzlerce daha başka Yahudinin de gelip evlerini ve eşyalarını geri istemesinden korktular. Yahudilerin Hıristiyanları ayinlerde öldürmesi gibi çok eski Yahudi karşıtı efsaneler tekrar ortaya çıktı. Yahudilerin kanını dinî ayinde kullanmak için Polonyalı bir çocuğu öldürdükleri yolundaki söylenti yayılmaya başladıktan sonra, sağ kalan Yahudiler bir güruh tarafından saldırıya uğradı. İsyancılar 41 kişiyi öldürdü, 50’den fazla kişiyi de yaraladı. Kielce pogromunun haberi hızla yayıldı ve Yahudiler artık Polonya’da kendileri için bir gelecek olmadığını anladılar.

Hayatta kalanların birçoğu, Batı Avrupa’da Müttefik askerî işgalinin kontrolünde, önceden toplama kamplarının bulunduğu alanlarda kurulan mülteci kamplarına gitmek zorunda kaldı. Bu kamplarda Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika ya da Filistin gibi ülkelere kabul edilmeyi beklediler. İlk başta, çoğu ülke kabul edilebilecek mülteci sayısını büyük ölçüde kısıtlayan, eski göçmenlik politikalarını sürdürdü. Filistin’i kontrolü altında bulunduran İngiliz hükümeti, çok sayıda Yahudinin buraya gelmesini reddetti. Pek çok Yahudi yasal belgeleri olmadan Filistin’e girmeye çalıştı. Yakalananların bazıları Kıbrıs Adası’ndaki kamplarda alıkonulurken, bazıları ise Almanya’ya geri gönderildi. İngiltere’nin Yahudi mültecilere karşı skandal niteliğindeki tutumu, bir Yahudi anavatanı kurulması yolundaki uluslararası baskıları artırdı. Sonunda Birleşmiş Milletler Filistin’i Yahudi ve Arap devleti olarak ikiye bölmeyi oylamayla kabul etti. 1948’in başlarında İngilizler Filistin’den çekilmeye başladı. 14 Mayıs 1948’de Yahudi anavatanı için öne çıkan simalardan biri olan David Ben Gurion, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. Bundan sonra, Yahudi mülteci gemileri yeni ulusun limanlarına serbestçe yanaştı. Amerika Birleşik Devletleri de göçmen politikasını değiştirerek, daha fazla Yahudi mültecinin ülkeye girişine izin verdi.

Hayatta kalan birçok Yahudi yeni ülkelerinde yeni hayatlar kurabilirken, Nazi politikalarının Yahudi olmayan kurbanlarının birçoğu Almanya’da zulüm görmeye devam etti. Romanlara (Çingenelere) karşı ayrımcılık yapan yasalar ülkenin bazı bölgelerinde 1970’e kadar yürürlükte kaldı. Nazi Almanyası’nda eşcinselleri hapse atan yasalar, 1969’a kadar geçerliliğini korudu.

Hayatta Kalanlar

İşte size Holokost arkadaşlar şimdi sizinle bir adet video paylaşacağım. Bu video birbirini seven bir Alman ve bir Yahudinin cezalandırılmasını gösteriyor. Sonuçta Alman olna genç “Irkını kirletiyor” illa bir ceza alması gerekiyordu…

 


KAYNAK: UNITED STATES HOLOCAUST MEMORIAL MUSEUM
Konuyla İlgili İzleyebileceğiniz Filmler

Schindler’s List

SL

Oskar Schindler adlı bir Alman işadamının 2. Dünya Savaşı zamanında Polonya’da kurduğu fabrikada Yahudi işçileri çalıştırması ve bu sayede 1100 Yahudi’nin hayatını kurtarmasını konu alıyor. Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan film, ünlü yönetmen Steven Spielberg’in en önemli yapıtları arasında sayılan ve ona Oscar kazandıran bir yapımdır.

Çizgili Pijamalı Çocuk

ÇPÇ

Nazi Almanyası Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri bir buçuk milyon Yahudi’nin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yok etme kampı’nın bitişiğindedir.

 

Numaralı

numbered

2012 yılında, Dana Doron’un yönetiminde çekilen belgesel film, Auschwitz Kampı’nda bir hayvan gibi kollarından damgalanan Holokost kurtulanlarının kollarındaki izin bugünkü hayatlarına etkisini anlatıyor.
Auschwitz ve alt kamplarda seri numaraları ile dövme yapılan ve bir kısmı halen hayatta olan 400.000 kişinin kendileri, aileleri ve toplum için bu numaraların anlamını araştıran belgeseli Dana Doron ve Uriel Sinai birlikte yönetiyor.

The Diary of Anne Frank

anne frank

Yahudi soykırımı sırasında geçen gerçek bir hayat hikayesi…

Alman Yahudisi olan Anne Frank İkinci Dünya Savaşı sırasında ailesi ile birlikte Amsterdam’da yaşayan genç bir kızdır Alman işgalinde 25 ay boyunca babasının ofisinde Naziler’den saklanmaya çalışır Sonunda ailesi ve diğer Yahudiler ile birlikte tutuklanır ve toplama kampına gönderilir 1945′in başlarında, henüz 15 yaşındadır Soykırım sırasında günlüğüne yazdıkları yaşanan trajedilerin en önemli kanıtlarından biri olacaktır…
NOT:2 yıl boyunca bu kız ile ilgiili her şeyi öğrendim. Lütfen günlüğünü alın ve okuyun. Savaşın en iyi izlerinden biri kesinlikle.

Shoah

Shoah

Yahudi soykırımıyla ilgili röportajlardan ve tanıklıklardan oluşan Shoah, Polonya’da felaketten kurtulanları, felakete seyirci kalanları ve soykırımın faillerini sorgulayarak görsel bir şiir kuruyor. Herhangi bir arşiv görüntüsünün yer almadığı bu dokuz saatlik film, 1974-1981 arasında çekilmiş 350 saatlik ham görüntüden kurgulandı. Derviş Zaim’in seçtiği filmin dört ana konusu var: Chelmno, Treblinka ve Auschwitz-Birkenau ölüm kampları ve Varşova Gettosu. Lanzmann’a göre Shoah “unutuşa karşı duran kati bir siper, gerçek bir duvar.”


Konuyla İlgili Okunabilecek Kitaplar

Anne Frank’in Hatıra Defteri

defter
Anne Frank 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 arasında günlük tutmuştur.
Mektupları, radyoda sürgün olan Kültür ve Bilim Bakanı Bolkestein’in konuşmasını dinleyene kadar sadece kendine yazdı .Bolkestein, savaştan sonra Hollanda halkının Almanlardan gördüğü zulme şahitlik eden tüm belgelerin toplanıp yayınlanması gerektiğini söylüyordu. Örnek olarak da günlükleri veriyordu. Bu sözler Anne Frank’ı çok etkiledi ve savaştan sonra bir kitap çıkarmaya karar verdi. Günlükleri bu kitap için temel olacaktı.
Anne Frank Bergen Belsen kampında 1945 yılının Mart ayında 15 yaşında öldü. Aileden hayatta kalan tek kişi olan Otto Frank onun günlüğünü yayınladı. Anne Frank’ın Hatıra Defteri o zamandan beri dünyada en çok okunan kitaplardan biri oldu.

Kavgam

Not:Kitabın orijinali yasaklandığı için bu çizgi roman tarzındaki halini bulabilirsiniz. (Şükürler olsun ki ben yasaklanmadan önce almıştım)

Kavgam
Bu kitapta, çağımızın kötülük sembolü Adolf Hitler’in kendine özgü politik felsefesini (Faşizm) kaleme aldığı KAVGAM kitabının, Japon çizgi roman tarzı olan Manga formunda öyküleştirilmiş uyarlamasını bulacaksınız. Neredeyse orijinal metne sadık kalarak kitabı mangalaştıran Japon yayınevi East Press, amacının; okuyuculara, tarafsız, eleştirel bir yorumla, eserin özünü kavratıp zamanın insan hakları sorunlarını biraz olsun düşündürmek ve katkı sağlayabilmek olduğunu özellikle belirtiyor. Daha önce birçok klasik romanın yanı sıra Karl Marx’ın Kapital adlı eserini de mangalaştıran East Press, bu iki eserin, özellikle de KAVGAM’ın manga basımı ile bütün dünyada büyük yankı uyandırdı, kitapların satışı yüz binleri buldu.

Diyalektik olarak; kötünün, insanlık dışının, faşizmin anlatılmadığı, bilinmediği bir yerde iyinin, insani olanın ve özgürlüğün de değerinin bilinmeyeceğini, bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyoruz. Bu bağlamda, başta Almanya olmak üzere, Türkiye’de ve daha birçok ülkede basılması ve satılması yasak olan KAVGAM’ı okuyamayan, bilgi sahibi olamayan genç-yaşlı herkesin, manga aracılığıyla bu eserin özünü kavrayabileceğini; zengin karakter çizimleriyle sembolize edilen, insanlık tarihinin en büyük kıyımının ve bunun düşünsel arka planının bu sayede belleklerden silinmeyeceğini de düşünüyoruz.

Bulmak biraz sıkıntılı olsa da Erich Maria Remarque’nin kitaplarının hepsi bu konuyla ilgili. Eğer bu konunun meraklısı iseniz lütfen onun bulabildiğiniz kitaplarını okuyun arkadaşlar.

Umarım sizi konuyla ilgili aydınlatabilmişimdir. Daha detaylı bilgi edinmek ya da soru sormak isterseniz bana sosyal medya veya Eceaydan_1998@hotmail.com adresinden ulaşabilirisiniz.

 

 

Kaynak: bianet.org

Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda Uçurtma Çocuk Dergisi’nin internet adresine erişimi engelledi. Dergiden yapılan açıklamayla, bu çabalara karşı en çok çocuklara güvenildiği ifade edildi.

Kaynak: bianet.org
Kaynak: bianet.org

Ülkemizde çocuk ve hak odaklı yayıncılık faaliyeti yürüten öznelerden biri olan Uçurtma Çocuk Dergisi, Milli Eğitim Bakanlığı engeliyle karşılaştı. “Sıkıcı bir dünya istemiyoruz” sloganıyla yayın hayatına başlayan Uçurtma Çocuk Dergisinin internet adresine erişimin engellendiği, dergi abonesi bir kişinin okuldaki bilgisayar ile siteye girmek isterken “Bu siteye erişim, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, güvenlik politikası gereğince kapatılmıştır” yazısıyla karşılaşmasıyla anlaşıldı.

Bakanlıktan konuya dair henüz bir açıklama gelmezken, dergiden yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Her ayın ilk haftası çıkardığımız “Uçurtma Çocuk Dergisi”nin ilk sayısı olan Nisan’da “işimiz gücümüz bahar bahçe”, Mayıs’ta “herkes eşit herkes farklı” idi. Haziran sayısının teması ise çocuk oyunları üzerineydi.

Uçurtma olarak ilk sayısında çocuklara verdiğimiz ‘Bu dergide sıkıcı olan hiçbir şeye yer yok’ sözünü tutmaya devam ediyoruz. MEB’in siteyi engelleme gerekçesini ise merak ediyoruz.

Uçurtma, çocuk olmanın tüm güzellikleri ve zorluklarıyla ülkenin dört bir tarafında renkleri, sesleri, dilleri birbirinden farklı, hakları aynı olan binlerce çocuğa ulaşmak için yola çıktı.

MEB’in çocuklara ulaşmamızı engellemeye çalışmasına karşı en çok çocuklara güveniyoruz. Çocuklar bize çocuk parklarında düzenleyeceğimiz şenliklerden, kitap fuarlarından, yaz okullarından, uçurtma festivallerinden, kukla şenliklerinden ulaşacaklardır.”

Bianet.org’un Çocuk Hakları Editörü Yüce Yöney ise yaptığı haberde siteye Milli Eğitim Bakanlığı altyapılı olmayan özel okulların bilgisayarlarından erişilebildiğini aktardı.

 

0 536

 Dünyaca ünlü boksör 74 yaşında hayata gözlerini yumdu. Solunum rahatsızlığı nedenyle geçen Perşembe hastaneye kaldırılan Muhammed Ali kaldırıldığı hastenede hayatını kaybetti. Sevenlerine ve yakın çevresine  baş sağlığı diliyoruz. 
muhammad-ali-white-v-neck-banner 

Şimdi de Muhammed Ali kimdir kısaca bir bakalım;
Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay Jr. olan Muhammed Ali, 17 Ocak 1942’de Kentucky Louisville’de doğdu. Afro-Amerikan ve İrlanda kökenlidir. 12 yaşındayken boksla tanıştı ve kısa zaman içinde National AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girdi. Yine 1960’ta Roma’da ağır hafif sıklette altın madalyayı alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşındayken katıldığı Roma Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra ünü giderek artmaya başladı.

10290641_10153751899922822_1589173137932224915_nNOT: Muhammed Ali aynı zamanda bütün spor hayatı boyunca katıldığı maçlardan sadece 5 tanesini kaybetmiştir.

Sevgi ve saygıyla anıyoruz.

Ece Deniz YILDIZ- Berkay KÜZ- Ece Aydan GÖBÜT

Çin’de bir deterjan firmasının yaptığı reklam filmi izleyenlerin tepkisini çekti. Reklamda siyahi bir erkek makineye atılıyor ve reklamını yaptıkları deterjanla yıkanıyor sonrasında makineden beyaz bir adam olarak çıkıyor.  Irkçılığa tepki gösterip kendilerinin hep ayrımcılığa uğradığını ifade eden bir milletin böyle bir reklam yapmasının ne kadar doğru olduğu tartışılır. Biz de Eksionsekiz ekibi olarak bu firmayı ve reklamını kınıyoruz. İşte o reklam;

 


Ece ve Deniz

Üşengeçlik; neredeyse hepimizin etrafını saran, bir çeşit efor harcamama durumdur. Üşengeç olduğunuzu kanıtlayan davranışlara bir göz atalım!

-Gece koltukta televizyon izlerken bir yorgunluk çöküyorsa ve oradan kalkıp yatakta uyumak varken hareket etmek adeta işkence geliyorsa, sabah uyanınca gözlerinizi açtığınızda kendinizi yatakta bulamıyorsanız…

giphy

 

-Ayakkabı bağcıklarını bağlanmadan tüm gün geziyorsanız, içinizden düşmemek için dua ediyorsanız, hatta bağcıklar bağlıysa ayakkabıyı çıkarırken bağcıkları çözmüyorsanız, tekrar giyeceğiniz zaman dahi çözüp giymiyorsanız (Neyse ki bağcık bağlamaya üşenenlerin derdi son buldu; kendi kendine bağcıklarını bağlayan ayakkabı üretildi!)…

tumblr_ndrex0k9MA1s3n53to1_500

 

-Gömleğin düğmelerini açmadan giymeye çalışıyorsanız, çıkarma zamanı geldiğinde yırtarcasına üstünüzden çıkarmak istiyorsanız…

gipdhy

 

-Yatak geri bozulacak diye yatağı darmadağın bırakıp toplamıyorsanız ve ”Amaan! Nasıl olsa gece yatacağım ve tekrar bozulacak. Ne gerek var ki toplamaya!” diyorsanız, (Eğer karışan biri yoksa veya yalnız yaşıyorsanız bu durum sonsuza dek sürebilir)… Ayrıca bu durumun sadece yatak için değil tüm ev için söz konusu olduğunu düşünüyorsanız…

635639551143689914-1310429274_messy

 

-Yatağa yatıp ışığı kapatmadığınızı fark edip ışığı kapatmak için türlü mücadelelerle bir şeylerle uzanarak ya da fırlatarak efor harcıyorsanız…

esyaya-uazanma

 

-Bir şey istediğinizde oturmuş olduğunuz yerde ayakta olan birinin yardımını bekliyorsanız ve “Hazır ayaktayken” ile başlayıp cümlenin devamında istediğiniz şeyin getirilmesini istiyorsanız…

giphy

 

-Uzanmak zor geldiği için eşyaları ayaklarınızla almaya veya kendinize doğru çekmeye çalışıyorsanız…

ayakla-kahve-almaya-kalkmak

 

-Odayı topladım dediğinizde aslında her şeyi yatağın altına ittiriyorsanız ya da dolapların içine sıkıştırıyorsanız,

imagesEF9C1QV0

 

-Arkadaşlarınızla mesajlaşırken uzun uzun yazmaktan kaçınıyorsanız,

12507423_1115710471773072_1658969973538899973_n

 

-Kaldırım ya da yaya yolları varken kestirme yol olarak çimleri görüyor ve oradan geçiyorsanız…

1085121_620x410

 

Tamamen üşengeç bir kişiliğe sahipsiniz!

Ayrıca üşengeçlikte master yapmış bazı kişileri de göstermek istiyorum.
-Yatarak telefonu elde tutmak hayli zor olduğundan görüldüğü gibi pratik bir çözüm bulunmuş.

9ff83482a2e69e0693ced6c057875f2a_650x

 

-Kitap okurken aynı zamanda bir şey içmeyi sevenlerdenseniz bu tam da size göre!

3582_m

 

-Son olarak bu gününün çoğunu bilgisayarda geçiren ve çerez yemeyi sevenlere gelsin!

untitlesdd

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HARRY POTTER

Polonya’da Hogwarts’a benzeyen büyücülük okulu büyük heyecan uyandırdı –biz hala GK :D- Ancak okula 18 yaş üstünün alınacak olması öğrenen herkesin tepkisini çekecek. Düşünsenize elinizde hali hazırda bir Hogwarts var ama yaştan kaybediyorsunuz WTF?! Yetenekli bir grup Potterhead Polonya’da CzochaKalesini Cadılık ve Büyücülük Koleji’ne çevirmiş. Detaylar ve fiyat bilgisi için maalesef haberin tamamını okumanız lazım (YAŞASIN KÖTÜLÜK :D)
Polonya’da bulunan Czocha kalesini Czocha Cadılık ve Büyücülük Koleji’ne çevirmiş. Kasım ayında ilk öğrencilerini karşılayan okul, 200 kadar gence unutamayacakları bir deneyim yaşatmış.
Czocha Cadılık ve Büyücülük okulunda tıpkı Hogwarts’dakine benzer beş ayrı bina bulunmakta; Durentius, Faust, Libussa, Molin, and Sendivogius. Okulda sadece eğlence ve Quidditch yok, aynı zamanda dersler de var. Derslerin sonunda S.P.E.L.L adı verilen sınava girip bu sınavdan geçmeniz de gerekiyor. HP2
Okulun yeni sezonu 17-20 Kasım ve 24-27 Kasım 2016 tarihleri arasında olacak. Hayatta güzel olan her şey gibi bu okulun da yolculuk masrafları dışında bir ücreti var. Bu büyülü deneyimi yaşamak için 375 Euro’yu gözden çıkartmanız gerekiyor. Ancak yeme-içme, konaklama, büyülü kitaplar ve hatta binanızın renginde bir kravat bu fiyata dahil. Dört gün sürecek bu muhteşem deneyime değer de artar.
Dersler sadece bir gün sürüyor ancak hala yapmanız gereken ödevler ve katılmanız gereken etkinlikler devam ediyor. Tek sorun o kadar çok talep var ki, gidebilmek için 5 Dolar’a önce bir sıra almanız gerekli. Sıralar da şimdilik dolu, çok yakında sırası olup da katılamayacaklar için bir sıra havuzu açılacak. Şansınızı deneye bileceksiniz. Ha bir de 18 yaşından küçükler katılamıyor.
Büyücülük Okulunda siz;
*Cadı veya büyücü olarak derslere katılacak ve büyücülük sanatlarını öğreneceksiniz.
*Binalardan birine tıpkı Harry Potterdaki gibi seçileceksiniz. (ama seçmen şapka yok )
*Tartışmalara girecek ve oyunlar oynacaksınız.
*3 gece 4 gündüz orada konaklayacaksınız (sanki fiyat biraz fazla mı bu kadarcık süreye -_-)
*Kaleyi keşfedecek ve büyülü yaratıklarla tanışacaksınız. Hagrid’in üç başlı köpeği olmazsa seviniriz sanki birazcık)
NOT:Eğitim dili İngilizce. İngilizcenizin kötü olması önemli değil (derdinizi anlatın yeter :D) ama lütfen sadece İngilizce konuşun, malum adamlar Türkçe bilmiyor 😀
Bu arada kaleye kendi imkanlarınızla ya da Berlin’den Cadı otobüsüyle de gelebilirsiniz.
Başvurmak ve detaylı bilgi edinmek için: http://www.cowlarp.com/

Muhabirin notu: 18 YAŞIMI DOLDURDUĞUM GÜN GİDECEĞİM VALLA. SEE YOU LATE 😀
Ece ve Esra

Kaynak: www.sozcu.com.tr

“Dışarı çıkamazdık, parkta oynayamazdık, yüzemezdik. İnsanlar işe gidemeyince ekmek alamazdı, oyun oynayamazdı, okula gidemezdi, bir şey öğrenemezdi. Elektrik ve su faturalarını ödeyemezdik. İtfaiyeciler yangında bizi kurtaramazdı. Sokakta kaza olunca çekiciler gelemezdi. Telefonumuz, arabamız bozulunca, cam kırılınca tamir ettiremezdik.”

Kaynak: www.sozcu.com.tr
Kaynak: www.sozcu.com.tr

Batı’daki çocuklar, Türkiye’nin Doğusunda yaklaşık altı aydır süren sokağa çıkma yasaklarını Eksi Onsekiz’e değerlendirdi. Yaşları 7 ile 15 arası değişen çocuklar Konya, Ankara, İzmir, Antalya ve Aydın’dan fikirlerini belirtti. Söyleşiye katılanların geneli sokağa çıkma yasakları hakkında derinlikli bir bilgiye sahip olmadıklarını söyledi ve empati kurma yöntemiyle soruları yanıtladı. Çocukların hepsine şu sorular soruldu:
“Sokağa çıkma yasakları hakkında bir bilginiz var mı? Varsa bu konuda ne düşünüyorsunuz,
yoksa bu kelime size ne çağrıştırıyor?”

Konya’dan 11 yaşındaki İrem: Sokağa çıkma yasaklarını duymuştum ama derin bir bilgim
yok. Yasaklarla, çocukların dışarıdaki olan bilgilerini kısıtlıyorlar, eğlencelerini bozuyorlar.
Onların yerinde olsam evde sıkılırdım, bir yere gidemediğim için doğal olarak dışarıdaki
faaliyetlerim kısıtlanırdı. Mesela akrabalarına gideceklerinde gidemezler, eğer ailelerinden
uzaktalarsa görüşemezler. Sokağa çıkma yasağı hiç olumlu değil çünkü çocuklar evde çok bir
şey yapamaz ama dışarıda doğayı öğrenirler.

İzmir’den 9 yaşındaki Berkay: Sokağa çıkma yasakları hakkında bilgim yok. Ama bu kötü bir
şey evin içinde çok sıkılırdım, dışarı çıkamazdım, arkadaşlarımla oynayamazdım.
Özgürlüğümün elimden alındığını hissederdim.
Antalya’dan 15 yaşındaki Güler: Sokağa çıkma yasağı mantıklı ama mantıksız tarafı da var.
Oradaki benim yaşımdakiler dışarı çıkamıyor. Bu yasaklar bazı yerlerde savaşlar yüzünden
oluyor. İnsanların can güvenliği açısından ama herkesin o zaman hakları da kısıtlanmış
oluyor. Bunun için ben olsam ne yapardım bir fikrim yok ama insanların haklarını korumak
için uğraşırdım. Ama eğer herkesin güvenliği içinse herhalde kabullenirdim.

Ankara’dan 14 yaşındaki Faruk: Evet bir bilgim var haberlerde gösteriyorlar mesela
Diyarbakır’da sokağa çıkma yasağı var ben onların yerinde olsam üzülürdüm, okula
gidemezdim. Televizyonda görünce oradaki çocuklara üzülüyorum onlar korktukları için ve
psikolojileri bozulduğu için.

Aydın’dan 7 yaşındaki Alp: Dışarı çıkamazdık, parkta oynayamazdık, yüzemezdik. İnsanlar
işe gidemeyince ekmek alamazdı, oyun oynayamazdı, okula gidemezdi, bir şey öğrenemezdi.
Elektrik ve su faturalarını ödeyemezdik. İtfaiyeciler yangında bizi kurtaramazdı. Sokakta kaza
olunca çekiciler gelemezdi. Telefonumuz, arabamız bozulunca, cam kırılınca tamir
ettiremezdik.

Konya’dan 10 yaşındaki Mustafa: Evet bilgim var mesela ülkemizde Van taraflarında bazı
şehirlerde sokağa çıkma yasağı var bence sokağa çıkma yasağı olan şehirlerdeki insanlar,
yasak olmayan şehirlere gitseler daha iyi olur. Çözüm böyle olabilir veya başka türlü de
olabilir. Sokağa çıkma yasağı olumsuz bir şey, Sokağa çıkmamanın ne kadar kötü olduğunu
ben de biliyorum, bizzat kendim de yaşadım. Bir keresinde tam dışarı çıkacaktık, kar
yağıyordu. Kardan adam yapacaktık sonra bir anda fırtına çıktı, yasak gibi bir şey oldu. Biz
de çıkamadık. Tam her şeyi planlamıştık, çok kötü hissettim. Sokağa çıkamayınca eve
yiyecek getiremezsin, ihtiyaçlarını karşılayamazsın, acıkırsın yemek yiyemezsin, çok temiz
su bulamazsın. Oradaki çocukların dışarıda oyun oynama hakları var, eğitim görme hakları
var ama biz görüyoruz onlar göremiyor, biz dışarı çıkıyoruz onlar çıkamıyor. Büyükler için,
mesela kendimi bir baba olarak düşünsem sokağa çıkmadan iş yapamazdım ve çocuklarım
için bir şey alamazsam mutsuz olurdum. Onlar da böyle hissediyordur.

Harry Potter, 19 yıldan sonra hayranlarına kavuşuyor.

tumblr_mc870zT6l71r1gg9lo4_500

J. K. Rowling tarafından yazılan Harry Potter serisinin ilk kitabı 1997 de çıkmıştır. Yedi kitap şeklinde yazılan bu fantastik roman serisinin filmi de uyarlanarak dünya çapında bir başarı elde etmiştir. Bu başarı sayesinde edebiyat tarihinde önemli bir yer edinen Harry Potter serisinin 8. kitabı, uzun bir aradan sonra 31 Temmuz`da ingilizce olarak yayınlanacak.

tumblr_inline_nsw4bgp4d21tyo4rm_500

Günümüz gençlerinin favorisi Harry Potter serisinin 8. kitabının çıkacağı haberi herkesin dilinde.  J. K. Rowling`in mütiş hayal gücünün ürünü bu fantastik hikaye hem çocukların hem de yetişkinlerin ilgisini çekmektedir. Yurt dışında sahnelenecek ve serinin devamını anlatan “Harry Potter ve Ezik Çocuk” adlı tiyatro oyunu 2016 da sahnelenmeye başlayacak.

Herkesin ilgiyle beklediği bu oyunda Harry ve oğlu Albus`un hikayesi anlatılıyor. Bu oyuna gidemezseniz üzülmeyin. Çünkü bu oyunun hikayesi 8. kitap olarak yayınlanacak. J. K. Rowling sosyal medya üzerinden çıkacak kitabın kapağını retweet ederek 8. kitabın çıkacağı haberini onayladı.

 

 

0 1130

3Görsel: www.kucukprenskentparkta.com

Küçük Prens’in 279 farklı dil ve lehçede yazılmış örneğinin bulunduğu sergi, 12 Şubat’a kadar Kentpark Alışveriş Merkezi’nde Ankaralılarla buluşacak.

Eksi 18 | Ankara – 26.1.2016

Antoine de Saint-Exupéry’nin ünlü eseri Küçük Prens, Ankara Kentpark Alışveriş Merkezi’nde Ankaralılarla buluşacak. Küçük Prens Müze Girişimi tarafından açılan sergi alanında Küçük Prensle Yolculuk Etkinlikleri 15 Ocak’ta başladı. Girişim tarafından belirlenen Küçük Prens Etkinlik Alanı, kitabın yaşantının içine 3 boyutlu şekilde yansımış halini ifade ediyor. 12 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek olan sergiyi düzenleyen girişimin amacı, “dünyanın farklı dillerinde, lehçelerinde basılmış Küçük Prens kitaplarının biriktirilmesine, yeni baskılarının yapılmasına, tanıtımına, korunmasına ve sergilenmesine olanak sağlayacak ‘Küçük Prens Müzesi’nin kurulması ve onun yaşatılması.”

Sergi alanında bulunan ziyaretçi defteri, Küçük Prens’i okuyan okumayan herkesin bu etkinliğe dair düşünce ve görüşlerini aktarmasını sağlıyor. Ziyaretçiler sergide 279 farklı dil ve lehçeden oluşan 502 Küçük Prens kitabı izleyebiliyor. Aralarında kitabın 1943 tarihli İngilizce ve Fransızca baskısından diğer özel baskılara ve farklı alfabelere birçok örnek bulunuyor.

Çocuklara yönelik etkileşime dayanan kimi atölyelerin de bulunduğu Küçük Prens’le Yolculuk Etkinlikleri 12 Şubat’a kadar Kentpark Alışveriş Merkezinde Ankaralıların ziyaretine açık olacak.

HABER

0 622
Gençlerin Kendi Objektifinden;"Mültecilerin Türkiye'deki Yaşamları" Fotoğraf Sergisi 18-20 Haziran tarihlerinde Çağdaş Sanatlar Merkezinde sergilenecek. Detaylar ve saat için yine haberin tamamını okumak zorundasınız. (Bunu...