Cuma, Şubat 24, 2017
Sanat

Gençlerin Kendi Objektifinden;”Mültecilerin Türkiye’deki Yaşamları” Fotoğraf Sergisi 18-20 Haziran tarihlerinde Çağdaş Sanatlar Merkezinde sergilenecek. Detaylar ve saat için yine haberin tamamını okumak zorundasınız. (Bunu yapmayı çok seviyorum yaşasın kötülük :D)

13466294_1199206700114046_4582179213093962974_n

Gençlerin Kendi Objektifinden;”Mültecilerin Türkiye’deki Yaşamları” Fotoğraf Sergisi, Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Ofisi ortaklığıyla yürütülen Genç Mültecileri Destekleme Projesi kapsamında gerçekleştirilen sergide fotoğrafların tümü proje gönüllüsü 18-30 yaş arası Hatay’da yaşayan gençler ile gerçekleştirilen fotoses yöntemiyle 2015-2016 yılında çekilmiştir. Çekilen fotoğrafların hikayeleri de gençlere aittir.

13494858_1199206490114067_6928877441258684334_n
TOG ve UNFPA ortaklığıyla yürütülen Genç Mültecileri Destekleme Projesi kapsamında 20 Haziran 2016 Pazartesi günü Ankara’da bir sergi açılışı ve 20 şehirde barış etkinlikleriyle “Dünya Mülteciler Gününü” kutlayacak

13428379_1199206543447395_76699302070449969_n

Dünya Mülteciler Gününde Barış Zamanı:

Kalıcı barışı sağlamak için beraber çaba sarf etmenin gerekliliğini anlatmak isteyen TOG, Barış Zamanı Eğitsel Kutu Oyunu aracılığıyla gençler ve çocuklarla 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde de barışı konuşuyor. Barış Zamanı Eğitsel Kutu Oyunu bilinen birçok oyunun aksine, oyuncuların birbirlerine karşı değil, oyuna karşı dayanışarak kazanmaları üzerine inşa edilmiş bir oyundur.

Türkiye’nin barış temalı ilk eğitsel kutu oyunu olan Barış Zamanı, Toplum Gönüllüsü gençlerin öncülüğünde, 2012 yılından bugüne kadar 20 binden fazla kişi ile oynandı. 2015 yılından itibaren UNFPA ve TOG ortaklığıyla yürütülen Genç Mültecileri Destekleme Projesi kapsamında Arapça’ya da çevrilen oyun, mülteci çocuklar ve gençlerle de barış konuşmaya alan açan önemli bir araç haline geldi.

20 Haziran’da 20 şehirde gençler, Barış Zamanı Eğitsel Kutu Oyununu parklarda, bahçelerde, evlerde, sokaklarda, okullarda, iş yerlerinde oynatarak “barış”ı konuşmaya devam edecek.

13445432_1199206593447390_5975135050447743222_n

“MÜLTECİLERİN TÜRKİYE’DEKİ YAŞAMLARI FOTOĞRAF SERGİSİ” AÇILIŞI
Tarih: 20 Haziran 2016 Pazartesi
Yer: Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi- Ankara
Saat: 14.00

NOT: Bu haberi yapmak için sabah 13.00’da sergiye gittim. Sergiyi kuranlar ve benden başka kimse yoktu. Fotoğraflar gerçekten çok etkileyici ve güzel. Kesinlikle gitmeli ve görmelisiniz. Ayrıca serginin başında duran görevliler de gerçekten çok sıcak kanlı ve şeker insanlar uğramışken kesinlikle sohbet edin neyse şey dermişim hadi byy 😀

13450079_1199206626780720_7524958223359347500_n

ecekitap2-2

 

Bu haberi özetleyen yazıyı her ne kadar yazmaktan sıkılsam ve sırf bu haber için 2 milyonuncu denemem falan olsa da yazacağım, inanıyorum buna 😀 … Burada şu 5N1K sorularına cevap vermem gerekse de ben o işte kötüyüm. Zaten önceki haberi de okuduysanız anlamışsınızdır. ben haber yazarken cıvıyorum biraz 😀 Neyse işte size şimdi benim okuduğum sizinde mutlaka okumanız gerektiğini düşündüğüm kitapları sıralayacağım. Bu arada kitaplarla ilgili kendi yorumum değil sadece arkalarında olan konuları yazacağım şimdi ben yorumlarsam kitabı okumanıza gerek kalmaz. Şey dermişim hadi byy 😀

 

1-SIRÇALAN
Sırçalan

“Zihninizde saklı olan sırları yok edin, çünkü onları çalabiliyorum!
Başka zihinlerde uyanabilmek bir hediye mi yoksa bir lanet mi?
Sylvia, ani uyku nöbetleri geçiren bir narkolepsi hastasıdır. Ancak işin aslı hiç de sanıldığı gibi değildir, çünkü genç kız nöbet geçirdiği anlarda başka insanların zihnine geçiş yapabilmektedir…
Bu özelliği onu bir gün cani bir katilin zihnine sürüklediğinde ise Sylvia için hayat tam bir kâbusa dönüşür. Artık kurtarması gereken insanlar, önlemesi gereken cinayetler vardır. Bir de koruması gereken kız kardeşi…
Gizli kapaklı olaylar, yalanlar ve büyük bir tehlike arasında sıkışıp kalan Sylvia, tüm bu karmaşayla mücadele ederken hiç beklemediği bir gerçekle yüzleşir. Bu gerçeğin ucunda büyük bir sır vardır, Sylvia’nın hayatını değiştirecek ve onu yıkacak kadar büyük bir sır…”

 

2-KÜLKEDİSİ UYURKEN

Külkedisi
İsveç’te yağmurlu bir yaz gününde küçük bir kız kalabalık bir trenden kaçırılır. Yüzlerce olası görgü tanığına rağmen kızın kaçırıldığı anı gören olmamıştır. Küçük kızın bir önceki istasyonda unutulan annesi hemen tren personeline ulaşarak onları uyarır. Ancak tren Stockholm İstasyonu’na vardığında kız hiçbir yerde yoktur.

Stockholm Polis Teşkilatı müfettişlerinden Dedektif Alex Recht, olayın anne ve baba arasındaki sıradan bir velayet kavgası olduğunu düşünür. Ama delillerin hiçbiri bu fikri destekler nitelikte değildir. Genç soruşturma analisti Fredrika Bergman’a göre olay amirinin düşündüğünden çok daha karmaşıktır.

Kayıp çocuk kaçırıldığı yerden uzakta, İsveç’in kuzey kentlerinden birinde ölü bulunduğunda ise polisin ezberindeki tüm kurallar altüst olacaktır. Soruşturma sırasında açığa çıkan tüyler ürpertici sırlar Alex Recht ve ekibini çok farklı yerlere götürür.

Alex ve Fredrika, artık korkunç bir planla hareket eden hasta ruhlu bir katilin peşinde olduklarını anlamışlardır. Onu bulmaları ise ancak farklılıklarını bir kenara bırakarak birlikte çalışmalarına bağlıdır. Zamanları kısıtlıdır. Katil başka masum çocukları da acımasız planına kurban etmeden önce onu durdurmak zorundadırlar.

 

3-M TRENİ

M Treni

“Oğlan büyüdü, baba öldü, kız benden uzun, kötü bir rüyadan dolayı ağlıyor. Lütfen sonsuza dek kalın, diyorum tanıdığım şeylere. Gitmeyin. Büyümeyin.”

Çoluk Çocuk ile bizi fena halde hazırlıksız yakalayan Patti Smith, “hayatımın yol haritası” olarak tanımladığı M Treni’nde zihninin derinliklerine doğru bir tren yolculuğuna çıkıyor.

Patti Smith anılarını, hayal dünyasını, bir bardak koyu kahveden ya da bir Murakami satırından aldığı hazzı bir araya toplayıp kelimelerle tutturuyor. “Kaybedip bir daha bulamadıkları”nın yerini yine kelimelerle dolduruyor. “O gamsız balona, dünyaya inanıyorum” diyen koca ruhlu bir sanatçının hayata yazdığı bir aşk notu M Treni.


4-OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR

OGULRENCIDEkap2conv.indd
“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.
Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum.
Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kâr. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minübüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerekecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı.”
Alper Canıgüz, Tatlı Rüyalar’dan bilinen sürükleyici diliyle, 5 yaşındaki bir çocuğun içine düştüğü bir hikayeyi anlatıyor. Yaşının avantajıyla her yere girip çıkan, hem filozof, hem fırlama bir oğlan… Hikayeyi ve “karakteri” çevreleyen semt hayatı ve mahalle atmosferi de, bizzat karakter kazanıyor, anlatıda…
Polisiye, fantastik ve mizahi edebiyatın tadlarını ustaca kaynaştıran, olağanüstü özgün, çok iddialı bir kitap.

 

5-BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT

1984
Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (…) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

 

6-HAYVAN ÇİFTLİĞİ

hayvan-ciftligi
Hayvan Çiftliği’nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.

Altbaşlığı Bir Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.

 

7-KÜRK MANTOLU MADONNA

Kürk Mnatolu Madonna

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

 

8-EROİNLE DANS

eroinle-dans

Piraye romaninin yazarindan hüzünlü ve bir o kadar da düsündürücü bir kitap “Çok sasiracaksin ama… Sana olan tutsakligim buraya kadar Eroin! Vedalasmamizin zamani geldi.Her sey ne güzel baslamisti oysa… Yepyeni ufuklar açmistin önüme. Bulutlarin üzerine çikarip özgür birakmistin beni.Bambaska bir özgürlüktü bu; çevremdekilerden farkli kilan, siki sikiya baglanmaya deger, çekici, vazgeçilmesi güç bir büyü… Asil tutuldugum da buydu galiba.Eros, dedim sana! Ask tanrim oldun benim. Mutluydum kollarinda… Beni dansa kaldirdiginda, geri çeviremedim; tam tersine havalara uçtum sevincimden… Ayaklarimizin uyumu harikaydi. Bana birakmistin kendini, istedigim gibi yönetebiliyordum seni. Hep böyle sürecek sandim…””…Tüm sorumlulugu sana yüklemek haksizlik olur.Nereye sürüklendigim belliydi, gene de kostum pesinden. Canimdaki cani çekip alman da ders olmadi bana. Senden kaçarken, sana sigindim.Yaptigimizin ölüm dansi oldugunu bile bile, kollarindaki sarhoslugumu sürdürdügüm için, ben de en az senin kadar suçlu degil miyim?Ama bitti artik… Ölüm dansi tek kisiliktir! Bundan sonrasinda bana eslik edemeyeceksin. Ölümüm senin elinden olmayacak Eroin!Bu zevki tattirmayacagim sana…” Eroinle ölümüne dans!Bitti, deseniz de bir yerlerde sürüyor hala.Degisen, yalnizca dans edenler…

 

9-ŞEKER PORTAKALI

Şeker Portakalı
Ailesinden baskı gören ve bu yüzden aradığı değerleri başkasında bulan bir çocuğun,ilk başta korkması ve sonra da onu babası olarak görmesi. Normalde yorum yazmayacaktım ama dayanamayacağım. Bu kitapı özetlemek çok zor benim sınav sorumdu ve ben tam 3,5 sayfa özet yazmıştım. Yasaklanmış olması hala kalbimde derin bir yara. Mutlaka okuyun arkadaşlar

 

10-KÜÇÜK PRENS

kucuk-prens
Gezegenindeki çiçeğiyle pek anlaşamadığı için biraz uzaklaşmaya karar veren, yolculuğu sırasında Dünya’ya da uğrayan Küçük Prens Sahra Çölü’nde bir pilotla karşılaşır. İşte olan biteni de bu pilot anlatır bize. Kimdir Küçük Prens, neden sürekli sorular sorar, çiçeğiyle neden anlaşamamıştır, gittiği diğer gezegenlerde kimlerle karşılaşmıştır ve neler öğrenmiştir? Bu öyküyü dinlerken Küçük Prens’in yaşadıkları ve öğrendikleri sayesinde hayatımıza tekrar bakıyoruz ve yaşamı anlamlandırmada ‘ne kadar da büyüdüğümüzü” görüyoruz. Küçük Prens’in de dediği gibi “Büyüklere her şeyi açıklamak gerekir zaten.”

 

11-YABANCILAŞMAK

Yabancılaşmak
Karl Marx anlatılamaz arkadaşlar. Eğer felsefeyi seviyor,beyninizin yanmayacağına inanıyor ve aynı kitabı 3-4 kere okurum sıkıntı yok diyorsanız mutlaka mutlaka ama mutlaka okuyun. nNeden 3-4 kere diye sorarsanız da o kadar okumaya anca anlıyorsunuz kitabın ne anlattığını 😀

 

12-NİETZSCHE AĞLADIĞINDA

Nitche Ağladığında
Nietzsche Ağladığında, geçmişte yaşamış ünlü kişilerin de yer aldığı ve bu ünlü kişilerin bilimsel ve felsefi düşüncelerini Nietzsche’nin hayat görüşleriyle kurgulayan felsefik bir romandır

 

13-DÖNÜŞÜM

Dönüşüm
Franz Kafka’nın 1915’te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir.

Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal’in açıklamasında bulur: “Gregor Samsa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat ‘başkalaşım’dır O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur.”

Bu açıklama, Kafka’nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür: “Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var… Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay.”

 

14-BÖYLE SÖYLEDİ ZERDÜŞT

friedrich nietzsche böyle söyledi zerdüşt
Otuz yaşındayken yurdunu ve yurdunun gölünü ardına bırakarak dağa çekildi Zerdüşt. Dağda on yıl zaman zarfında, bıkmadan, usanmadan hep ruhunu dinledi… Ve sonunda içinde, gönlünün derinliklerinde bir değişiklik duyumsadı. Günlerden birgün yıldız, aydınlatacak bir şeyin kalmasyadı yazgın ne olurdu? On yıl varki buruya mağarama çıkıyorsun. Eğer, ben, kartalım ve yılanım olmasaydık, ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık ve bunun için seni kutsadık.
Bak! Ben, fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım. İnsanlar arasında, akıllılar deliliklerine; fakirlerde zenginliklerine kavuştuğu o derin sevinci tekrar yaşatmak için armağanlarımı paylaştırmak istiyorum. Bunun için aşağılara inmeliyim. Nasıl ki sen, cömert yıldız, akşamları denizin arkasına iniyor ve arkadaki dünyaya ışık götürüyorsan, ben de senin gibi, inmek istediğim insanların arasına girmek istiyorum.
Ey, en büyük mutluluğu bile kıskanmadan görebilen tek göz, beni kutsa!… Taşmak isteyen kadehi kutsa ki içinden su, altın gibi aksın ve mutluluğun parıltılarını her tarafa saçsın.
“Bak, bu kadeh yine boşalmak, Zerdüşt yine insan olmak istiyor.” Zerdüşt’ün on yıl sonra insanların arasına karışma isteği ve dağdan inişi böyle başladı.

 

 

Harry Potter, 19 yıldan sonra hayranlarına kavuşuyor.

tumblr_mc870zT6l71r1gg9lo4_500

J. K. Rowling tarafından yazılan Harry Potter serisinin ilk kitabı 1997 de çıkmıştır. Yedi kitap şeklinde yazılan bu fantastik roman serisinin filmi de uyarlanarak dünya çapında bir başarı elde etmiştir. Bu başarı sayesinde edebiyat tarihinde önemli bir yer edinen Harry Potter serisinin 8. kitabı, uzun bir aradan sonra 31 Temmuz`da ingilizce olarak yayınlanacak.

tumblr_inline_nsw4bgp4d21tyo4rm_500

Günümüz gençlerinin favorisi Harry Potter serisinin 8. kitabının çıkacağı haberi herkesin dilinde.  J. K. Rowling`in mütiş hayal gücünün ürünü bu fantastik hikaye hem çocukların hem de yetişkinlerin ilgisini çekmektedir. Yurt dışında sahnelenecek ve serinin devamını anlatan “Harry Potter ve Ezik Çocuk” adlı tiyatro oyunu 2016 da sahnelenmeye başlayacak.

Herkesin ilgiyle beklediği bu oyunda Harry ve oğlu Albus`un hikayesi anlatılıyor. Bu oyuna gidemezseniz üzülmeyin. Çünkü bu oyunun hikayesi 8. kitap olarak yayınlanacak. J. K. Rowling sosyal medya üzerinden çıkacak kitabın kapağını retweet ederek 8. kitabın çıkacağı haberini onayladı.

 

 

0 1012

3Görsel: www.kucukprenskentparkta.com

Küçük Prens’in 279 farklı dil ve lehçede yazılmış örneğinin bulunduğu sergi, 12 Şubat’a kadar Kentpark Alışveriş Merkezi’nde Ankaralılarla buluşacak.

Eksi 18 | Ankara – 26.1.2016

Antoine de Saint-Exupéry’nin ünlü eseri Küçük Prens, Ankara Kentpark Alışveriş Merkezi’nde Ankaralılarla buluşacak. Küçük Prens Müze Girişimi tarafından açılan sergi alanında Küçük Prensle Yolculuk Etkinlikleri 15 Ocak’ta başladı. Girişim tarafından belirlenen Küçük Prens Etkinlik Alanı, kitabın yaşantının içine 3 boyutlu şekilde yansımış halini ifade ediyor. 12 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek olan sergiyi düzenleyen girişimin amacı, “dünyanın farklı dillerinde, lehçelerinde basılmış Küçük Prens kitaplarının biriktirilmesine, yeni baskılarının yapılmasına, tanıtımına, korunmasına ve sergilenmesine olanak sağlayacak ‘Küçük Prens Müzesi’nin kurulması ve onun yaşatılması.”

Sergi alanında bulunan ziyaretçi defteri, Küçük Prens’i okuyan okumayan herkesin bu etkinliğe dair düşünce ve görüşlerini aktarmasını sağlıyor. Ziyaretçiler sergide 279 farklı dil ve lehçeden oluşan 502 Küçük Prens kitabı izleyebiliyor. Aralarında kitabın 1943 tarihli İngilizce ve Fransızca baskısından diğer özel baskılara ve farklı alfabelere birçok örnek bulunuyor.

Çocuklara yönelik etkileşime dayanan kimi atölyelerin de bulunduğu Küçük Prens’le Yolculuk Etkinlikleri 12 Şubat’a kadar Kentpark Alışveriş Merkezinde Ankaralıların ziyaretine açık olacak.

-18_header
Gazetenin logosu tasarımcı Fatih Zorcan’a ait.

Gündem Çocuk Derneği, Sivil Düşün AB Programı desteği ile çocuklara medyada ve medya aracılığıyla seslerinin duyulabilmesi için internet üzerinden yayın yapacak bir gazeteyi hayata geçirmeyi amaçlıyor. Çocuk Gazetesi fikrinin ortaya çıkışı, derneğin 2005 yılında çocuklarla gerçekleştirdiği Eksi Onsekiz medya çalışmasına dayanıyor. Bu çalışmadan esinlenen internet gazetesi Eksi Onsekiz adını taşıyor. Eksi Onsekiz ülke ve dünya gündemini çocuklar için izleyecek ve yine çocuklar tarafından hazırlanacak. Gazete, çocuklara sahip oldukları hak ve özgürlükler hakkında güçlendirmeyi; erişkinleri, ebeveynleri ve eğitimcileri de çocuk hakları hakkında bilgilendirmeyi hedefliyor. Ama asıl amacı cocukların, seslerinin duyurulmasına olanak sağlayarak kamusal yaşama katılımlarını sağlamak…

 

HABER

0 538
Gençlerin Kendi Objektifinden;"Mültecilerin Türkiye'deki Yaşamları" Fotoğraf Sergisi 18-20 Haziran tarihlerinde Çağdaş Sanatlar Merkezinde sergilenecek. Detaylar ve saat için yine haberin tamamını okumak zorundasınız. (Bunu...